top of page

Bedensel Zarar ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatlarında Yeni Dönem: Faiz Başlangıcı ve Önceki Ödemelerin Mahsubu

  • Yazarın fotoğrafı: hüseyin demir
    hüseyin demir
  • 31 Tem
  • 6 dakikada okunur


31 Temmuz 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı

Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde önemli bir değişiklik yapılmıştır. Kanunun 18. maddesi ile TBK m.55’e eklenen iki yeni fıkra; çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan zararlar ile destekten yoksun kalma zararlarında, bir taraftan tazminata uygulanacak faizin başlangıç tarihini, diğer taraftan zarar görene daha önce yapılmış ödemelerin nihai tazminattan ne şekilde mahsup edileceğini yeniden düzenlemektedir.

Değişiklik özellikle iş kazaları, trafik kazaları, meslek hastalıkları ve diğer haksız fiillerden kaynaklanan bedensel zarar dosyalarında bilirkişi hesaplarını ve hüküm altına alınacak faiz miktarını doğrudan etkileyecektir.

Kanaatimce düzenlemenin iki kısmını birbirinden ayırmak gerekir. Önceki ödemelerin oransal olarak mahsubuna ilişkin düzenleme uygulamadaki önemli bir sorunu büyük ölçüde çözerken; tazminatın bilinen ve bilinmeyen dönem olarak ayrılarak farklı tarihlerden faiz yürütülmesi yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.


1. TAZMİNATIN TAMAMINA OLAY TARİHİNDEN FAİZ UYGULANMASI KURALI DEĞİŞTİ

Haksız fiillerden doğan tazminat alacaklarında temel yaklaşım, borçlunun ayrıca bir ihtara gerek bulunmaksızın haksız fiilin gerçekleştiği tarihte temerrüde düşmesidir.

TBK m.117/2 hükmünün doğal sonucu da budur.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uzun yıllardır, haksız fiilden kaynaklanan tazminat borçlarında faizin zarar verici olay tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini kabul etmekteydi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.11.1995 tarihli kararında da açık şekilde, olayın haksız fiilden kaynaklanması nedeniyle olay tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Aynı yaklaşım sonraki Hukuk Genel Kurulu kararlarında da devam etmiştir.7589 sayılı Kanun ile artık çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatları bakımından bu genel kurala özel bir istisna getirilmiştir.

Yeni düzenlemeye göre;

Zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata olay tarihinden itibaren, kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise ancak karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir.

Dolayısıyla artık tek bir tazminat hesabı yapılmasına rağmen faiz bakımından iki ayrı dönem söz konusudur.


2. “BİLİNEN DÖNEM” VE “BİLİNMEYEN DÖNEM” AYRIMI NEDİR?

Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma hesaplarında bilirkişi tarafından yapılan aktüeryal hesap esasen iki ayrı dönemi kapsar.

Haksız fiilin meydana geldiği tarihten hesap veya bilirkişi raporu tarihine kadar geçen ve kişinin elde ettiği veya elde edebileceği gelirlerin somut şekilde belirlenebildiği bölüm bilinen dönem olarak kabul edilmektedir.

Bilirkişi raporu tarihinden sonraki geleceğe yönelik kazançların aktüeryal yöntemlerle hesaplandığı bölüm ise bilinmeyen dönem niteliğindedir.

Yeni düzenleme ile bu teknik hesap ayrımı artık doğrudan faiz hesabının da bir parçası haline gelmiştir.

Örneğin toplam 2.000.000,00 TL maddi tazminat hesaplandığını;

  • 500.000,00 TL’nin bilinen dönem,

  • 1.500.000,00 TL’nin bilinmeyen dönem

zararı olduğunu varsayalım.

Yeni düzenleme sonrasında 500.000,00 TL yönünden olay tarihinden itibaren faiz işletilecek, 1.500.000,00 TL yönünden ise faiz ancak mahkemenin karar tarihinden itibaren başlayacaktır.

Bu sonuç özellikle yargılamaların uzun sürdüğü dosyalarda son derece önemlidir.

Bir iş kazası veya trafik kazası nedeniyle meydana gelen zarar bakımından yargılamanın dört-beş yıl sürmesi halinde, geleceğe yönelik hesaplanan tazminatın önemli bir bölümü bu süre içerisinde faiz getirisi doğurmayacaktır.

Bu yönüyle düzenleme, TBK m.117/2’deki “haksız fiilde temerrüt olay tarihinde gerçekleşir” ilkesinden açık bir ayrışma yaratmaktadır.

Kanaatimce düzenlemenin en fazla tartışılacak kısmı da burasıdır.

Çünkü bilinmeyen dönem zararı, karar tarihinde ortaya çıkan yeni bir zarar değildir. Zararın hukuki sebebi yine olay tarihinde gerçekleşen haksız fiildir. Kanun koyucu ise hesap yönteminden kaynaklanan “bilinen-bilinmeyen dönem” ayrımını, bu defa alacağın faiz başlangıcına taşımıştır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde özellikle uzun süren iş kazası ve trafik kazası davalarında düzenlemenin tazminatın gerçek değeri üzerindeki etkisinin ciddi biçimde tartışılacağını düşünüyorum.


3. ÖNCEKİ ÖDEMELER ARTIK ORANSAL OLARAK MAHSUP EDİLECEK

Değişikliğin uygulama bakımından belki de daha önemli ikinci kısmı, zarar görene dava sırasında veya öncesinde yapılmış kısmi ödemelerin mahsup yöntemidir.

Yeni TBK m.55 hükmüne göre;

çalışma gücü kaybı veya destekten yoksun kalma zararları nedeniyle ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödeme, ödeme tarihi itibarıyla belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilecektir.

Bu düzenleme ile uygulamadaki önemli bir tartışma kanun düzeyinde çözüme kavuşturulmuştur.

Daha önce bazı uygulamalarda yapılan ödeme, ödeme tarihinden itibaren faiz işletilerek güncelleniyor ve son hesaplanan tazminattan parasal olarak düşülüyordu.

Buna karşılık özellikle Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin benimsediği yöntemde, önce ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararın ne kadarını karşıladığı tespit edilmekte, daha sonra nihai tazminattan aynı oranda indirim yapılmaktaydı. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi de sonraki kararlarında aynı yöntemi benimsemiştir.Kanun koyucu artık açık şekilde ikinci yöntemi tercih etmiştir.


4. ORANSAL MAHSUP NASIL YAPILACAK?

Bir örnek üzerinden açıklamak daha doğru olacaktır.

01.08.2026 tarihinde meydana gelen bir iş kazası nedeniyle zarar görene 01.12.2026 tarihinde 450.000,00 TL ödeme yapıldığını varsayalım.

Öncelikle 01.12.2026 tarihi itibarıyla zarar görenin gerçek tazminatı hesaplanacaktır.

Bu hesapta;

yaş, ücret, maluliyet veya iş gücü kayıp oranı, kusur oranları, destek süresi ve diğer aktüeryal veriler ödeme tarihindeki halleriyle dikkate alınacaktır.

Ödeme tarihi itibarıyla gerçek zararın 600.000,00 TL olduğu kabul edilirse;

450.000 / 600.000 = %75

oranına ulaşılır.

Bunun anlamı şudur:

Davalı, ödeme tarihinde zarar görenin toplam zararının %75’ini karşılamıştır.

Dolayısıyla karşılanmamış zarar oranı %25’tir.

Dava devam ederken yapılan son hesaplamada gerçek zarar 1.500.000,00 TL’ye ulaşmışsa artık 450.000,00 TL’nin nominal olarak veya faizle güncellenerek bu tutardan çıkarılması söz konusu olmayacaktır.

Kalan zarar;

1.500.000,00 TL x %25 = 375.000,00 TL

olarak hesaplanacaktır.

Bu yöntem özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde çok daha tutarlı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.

Çünkü yapılan ödemenin yıllar sonra nominal değer üzerinden düşülmesi zarar gören aleyhine, ödeme tutarına faiz yürütülerek mahsup edilmesi ise bazı durumlarda borçlu lehine ölçüsüz sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir.

Oransal mahsup yönteminde ise esas alınan husus paranın kendisi değil, ödemenin yapıldığı tarihte zararın ne kadarlık kısmının karşılandığıdır.


5. EN ÖNEMLİ SORUN: ORANSAL MAHSUP BİLİNEN VE BİLİNMEYEN DÖNEME NASIL DAĞITILACAK?

Kanaatimce yeni düzenlemenin uygulamada asıl tartışma yaratacak noktalarından biri burası olacaktır.

Kanunda yapılan ödemenin “oransal olarak mahsup edileceği” açıkça belirtilmiştir. Ancak mahsup edilen oranın bilinen ve bilinmeyen dönem zararları arasında nasıl dağıtılacağı ayrıca düzenlenmemiştir.

Yukarıdaki örneği devam ettirelim.

Toplam tazminat:

1.500.000,00 TL

olsun.

Bunun;

  • 300.000,00 TL’si bilinen dönem,

  • 1.200.000,00 TL’si bilinmeyen dönem

zararı olsun.

Ödeme tarihinde zararın %75’i karşılanmış olduğuna göre toplam karşılanmamış zarar %25, yani 375.000,00 TL’dir.

Burada yapılması gereken hesabın kanaatimce yine oransal olması gerekir.

Bu durumda;

300.000,00 TL bilinen dönem zararının %25’i = 75.000,00 TL

1.200.000,00 TL bilinmeyen dönem zararının %25’i = 300.000,00 TL

olarak kabul edilmelidir.

Böylelikle;

  • 75.000,00 TL’ye olay tarihinden,

  • 300.000,00 TL’ye karar tarihinden

itibaren kanuni faiz uygulanması gerekir.

Önceki ödemenin tamamının önce bilinen dönem zararına mahsup edilmesi veya bunun tam tersine bilinen dönem zararının mahsuptan etkilenmemiş gibi kabul edilmesi, kanaatimce kanunda açıkça benimsenen oransal mahsup sisteminin mantığıyla bağdaşmayacaktır.

Kanun “oransal mahsup” diyorsa, bu oran hesaplamayı oluşturan dönemlere de aynı şekilde yansıtılmalıdır.

Aksi yorum, yapılan ödemenin ekonomik karşılığından bağımsız olarak hangi döneme mahsup edildiğine göre taraflardan biri lehine yapay bir faiz avantajı yaratacaktır.


6. “TAHKİKAT BAŞLAYINCAYA KADAR” İBARESİNE DİKKAT EDİLMELİDİR

Kanun koyucu oransal mahsup sisteminin uygulanacağı ödemeleri dava açılıncaya kadar yapılan ödemeler ile sınırlamamıştır.

Kanunun açık ifadesi “tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel” şeklindedir.

Dolayısıyla dava açıldıktan sonra ancak tahkikat aşamasına geçilmeden önce yapılmış kısmi ödemeler de yeni hükmün kapsamına girebilecektir.

Bu nedenle özellikle sulh görüşmelerinin dava açıldıktan sonra devam ettiği dosyalarda ödeme tarihi kadar, ödemenin yargılamanın hangi aşamasında yapıldığı da önem kazanacaktır.

Bilirkişi incelemesinde yalnızca “ne kadar ödeme yapıldığı” değil; ödemenin hangi tarihte yapıldığı, ödeme tarihinde gerçek zararın ne kadar olduğu ve ödemenin o zararın yüzde kaçını karşıladığı ayrı ayrı tespit edilmelidir.


7. 31 TEMMUZ 2026 TARİHİNDEN ÖNCEKİ KAZALARDA YENİ DÜZENLEME UYGULANMAYACAK

Uygulamada en fazla dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de Kanunun zaman bakımından uygulanmasıdır. 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin dokuzuncu fıkrası son derece açıktır. TBK m.55'te yapılan değişiklikler, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır. Kanunun yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen olaylar bakımından ise önceki hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir. Bu nedenle kritik tarih 31.07.2026 tarihidir.


Örneğin; 30.07.2026 tarihinde meydana gelen bir iş kazasının davası 2027 yılında açılsa veya bilirkişi raporu 2028 yılında alınsa dahi yeni TBK m.55 hükmü uygulanmayacaktır.

Buna karşılık 31.07.2026 tarihinde veya sonrasında meydana gelen bir zarar doğurucu olayda yeni sistem uygulanacaktır.


Dolayısıyla düzenleme, yürürlüğe girdiği tarihte derdest bulunan bütün tazminat davalarını kapsayan bir usul hükmü niteliğinde değildir. Belirleyici olan dava tarihi veya karar tarihi değil, haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihtir. Bu ayrım özellikle halen devam eden iş kazası ve trafik kazası dosyalarında mutlaka gözetilmelidir.


8. BİLİRKİŞİ RAPORLARINDA ARTIK HANGİ HESAPLAR AYRI AYRI GÖSTERİLMELİ?

31.07.2026 tarihinden sonraki olaylarda aktüerya bilirkişi raporlarının eski formatta hazırlanması yeterli olmayacaktır.

Kanaatimce raporda en azından;

  1. Toplam gerçek zarar,

  2. Bilinen dönem zararı,

  3. Bilinmeyen dönem zararı,

  4. Daha önce ödeme yapılmışsa ödeme tarihindeki toplam gerçek zarar,

  5. Yapılan ödemenin ödeme tarihindeki zararı karşılama oranı,

  6. Karşılanmamış zarar oranı,

  7. Bu oranın bilinen dönem zararına düşen kısmı,

  8. Bu oranın bilinmeyen dönem zararına düşen kısmı

ayrı ayrı gösterilmelidir.

Aksi halde mahkemenin hangi tutara olay tarihinden, hangi tutara karar tarihinden faiz uygulayacağını denetlenebilir şekilde belirlemesi mümkün olmayacaktır.

Özellikle yalnızca “toplam zarar – yapılan ödeme = bakiye zarar” şeklindeki eski tip hesaplamalara yeni dönemde itiraz edilmesi gerekecektir.


SONUÇ

7589 sayılı Kanun ile TBK m.55’te yapılan değişiklik, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatı davalarında iki önemli sonuç doğurmuştur.

  • Birincisi; tazminatın tamamına olay tarihinden faiz uygulanması uygulamasından vazgeçilmiş, bilinen dönem ve bilinmeyen dönem bakımından iki ayrı faiz başlangıç tarihi kabul edilmiştir.

  • İkincisi; zarar görene daha önce yapılan ödemelerin nihai tazminattan nominal veya faizle güncellenmiş tutar üzerinden düşülmesi yerine, ödemenin ödeme tarihindeki gerçek zararı karşılama oranının tespit edilmesi ve nihai tazminattan aynı oranda indirim yapılması esası benimsenmiştir.

  • Oransal mahsup yönteminin kanuni düzenlemeye kavuşturulması yerindedir. Buna karşılık özellikle bilinmeyen dönem zararına yalnızca karar tarihinden itibaren faiz uygulanması, haksız fiillerde temerrüdün olay tarihinde gerçekleştiğine ilişkin genel sistemden önemli bir ayrılma yaratmaktadır.

  • Bundan sonraki süreçte asıl uyuşmazlığın ise oransal mahsup sonrasında kalan tazminatın bilinen ve bilinmeyen dönem arasında ne şekilde dağıtılacağı noktasında ortaya çıkacağı kanaatindeyim.

  • Kanunun lafzında mahsup işleminin “oransal” yapılacağı açık olduğundan, yapılacak indirimin de bilinen ve bilinmeyen dönem zararlarına aynı oran üzerinden yansıtılması hukuken daha tutarlı olacaktır.

  • Sonuç itibarıyla 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra meydana gelen iş kazası, trafik kazası ve diğer bedensel zarar dosyalarında yalnızca toplam tazminat miktarının hesaplanması artık yeterli değildir. Faiz başlangıcı, ödeme tarihindeki gerçek zarar, önceki ödemenin karşılama oranı ve bu oranın bilinen-bilinmeyen dönemlere dağılımı, hükmedilecek gerçek tazminat tutarını doğrudan belirleyen temel hesap unsurları haline gelmiştir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page